Tanım
Pencereme HoşgeLdiniz!
SIk kuLLanILanLara ekLe
Bağlantılarım
*
*
*
*
* * * * *
Kategoriler
|
Kendine İyi Bak..! :(((

Kendine iyi bak bir veda degil, elveda cümlesidir cogu zaman... O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde. Kendine iyi bak, çünkü bendan sonra ben yanında olmayaçağım,olmamı istesende istemesende.. Sevdim bir zamanlar seni hala seviyorum ve benden sonrada mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum. Kendine iyi bak çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak,Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme çünkü bende seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni yazma çünkü ben yazmayacagım. Sil beni yüreğinden çünkü ben silecegim. Fakat yaşanılan,paylaşılan güzel şeylerin hatrına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.... Kendine iyi bak aramızda gecen her şeye rağmen benden sonra iyi olduğunubilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli degil, iyi olduğunu var sayacağım. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum. Seni kendinle başbaşa yapayalnız bırakıyorum. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra o yüzden bak diyorum... Aslına bakarsan çokta fazla umursamıyorum.. Ahhh... Kendine iyi bak derler ve giderler.. Tutkuyla sevenler bazen birden fazla söylerler bunu çünkü onları ayırmak eti tırnaktan ayırmak gibidir, kolay kolay kopamazlar onlar... Sürec çok acı vericidir, yürek parcalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine kendine iyi bak sözleriyle ayrılırlar. Taaki umutta sevgide tükeninceye kadar, Taaki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar. Tutkunun ötesinde sevenler bir kez kendine iyi bak derler ve giderler... Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.. Kendine iyi bak derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok hiç bir zaman olamaz derler ve giderler... En büyük ihanet degilmidir aslında seveni,ihtiyacı olanı yüz üstü bırakıp gitmek. Kendine iyi bak derler ve giderler... Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parcalara ayırıp en büyük parcayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak diyip gidenin gecerli bir nedeni vardır elbet, suclatmaz kendini... Savaşmadıkları için kızarsın ama suclayamazsın. Savaşmışlarsa yenildikleri için kızarsın yine suclayamazsın, Ayrılın kacınılmazlığına inandırır seni. Kendine iyi bak derler ve giderler... Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride Birde hatırladıkca gözyaşlarına bogulasın diye unutulmayan nameler. Arkalarına bakmadan cekip giderler eger yalnız kalmışsan çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Seni istemiyorum artık, hayatımdan cıkaracagım ama bil ki hiç unutmayacagım diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum cok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vijdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler. Çünkü o kan uzun zaman akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır bilirler. Kendine iyi bak bir noktadır coğu zaman kendine iyi bak deme bana..... Sadece kötülükler noktalansın isterim ben, oysa sen iyisin. Sen gözümdeki ışık, dudagımdaki tebessüm, Sen içimdeki sevincsin, Sen hayatımdaki neşesin, Sen yolumu aydinlatan, Sen dert ortagım, Sen gönül yoldaşım, Sen bitanesin, Kendine iyi bak deme bana nokta koyma. Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, Keşke affedebilsen beni, Keşke bende affedebilsem, Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Nafile... Ama yinede gitmesen olmazmı, bitmesek olmazmı? Sen eksikken ben nasıl tam olurum, Senden kalan boşlugu kimlerle doldururum? Savaşsak aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı? Hani gercek dostluklar her sınavı gecerdi? Hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardı? Hani en büyük zaferler en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalanmı? Sahiden gitmesen olmazmı? Bitmesek olmazmı?............................... Peki ozaman senin istedigin gibi olsun... Öyleyse sende KENDİNE İYİ BAK....

|
Tarih: 18:09, 18/8/2006 Kategori: HiKaYe-MaKaLe |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kal Deseydin Kalırdım...
"Kal" deseydin, kalırdım. Demedin oysa... Kuru bir "bitmesin"den başka hiçbir şey demedin. Öyle kuru, öyle soğuk, öyle uzaktı ki ondaki anlam! Bu kadar kolay mıydı her şey, bu kadar yakın mıydık uçuruma? Savunmayacak mıydın sevgimizi? "Kal" diye haykırmayacakmıydın ardımdan? Düşündüğüm bu değildi... Hayal ettiklerim, beklediklerim başkaydı senden.. Mücadele beklemiştim oysa, yelkensiz olan gemimizi kıyıya ulaştırırız sanmıştım.. Kıyıya ulaştırırsın sanmıştım... Oysa O'nu denizin ortasında savunmasız bırakmama göz yumdun... Bu kadar yıpratıcı olamazsın... Oysa bir anlam olmalıydı yaşadıklarımızda! Paylaşılan duyguların bir anlamı olmalıydı. Yüreğimdeki martıların bir anlamı olmalıydı. Beynimizdeki melodilerin, aramızdaki çekimin, geçen akşamki sohbetin bir anlamı olmalıydı. Duygularımızın bir anlamı olmalıydı. Yüreğimdeki tüm MARTILAR'ı uçurdun şimdi... hangi yöne gittiler bilmiyorum, geri dönerler mi bilmiyorum. Dünya boşaldı mı ne! Neden bu kadar sessizleşti birden yaşam, neden artık parlamıyor yakamozlar gözlerimde, neden artık rüzgar esmiyor... Her şey seninle mi kaldı yoksa... Mantığım, mantığımı bana bırak lütfen, ona ihtiyacım var. Bazı şeyleri anlamak için ona ihtiyacım var! Evet! Ben istedim ayrılığı, Çıkmaz yollara yönelen bendim, Kucağında bir yığın noktayla karşına çıkan bendim... Kahretsin! Bunu neden yaptığımı bilmiyorum Ve Senin buna nasıl göz yumduğunu... Tıpkı Balkondaki akasyaları sularken, fazla sudan dolayı sararacaklarını bilmediğim gibi... su onun için hayat olmalıydı oysa.. ve...sen de benim tutunacak dalım! Bazı şeyler vardı aramızda biliyorsun, olmaması gereken ama daima varolan. Farklı uçlardaydık seninle, farklı mevsimleri seviyorduk farklı zamanlarda.... sen büyük fırtınalara vardın, bense lodostan bile ürküyordum.. Oysa başardığımız şeyler vardı her şeye rağmen, daha doğrusu öyle sanıyordum... Binlerce yıldız arasında, ayın güzelliğini gösterebilmekti tek amacım... yıldızları söndürmekti... sorunları yok etmekti... "bitti" deyişim öylesine bir şeydi, öylesine sıradan, şakacıktan... "hayır" demeliydin! Hatta kıyametler koparmalıydın yüreğimde, Hendekler açmalıydın yoluma gidemeyeyim diye. Sahip çıkmalıydın gözlerimdeki ay'a sevgimiz diye... Beni yolumdan alıkoymalıydın... "kal" demeliydin... defalarca "kal" demeliydin... oysa demedin... belki de senin çiçeklerin çoktan solmuştu ve ben akasyaları kışın yaşatmaya çalışmakla hata etmiştim... belki böylesi daha iyi oldu... "kal" deseydin kalırdım... hem de seve seve kalırdım. Martılarla kalırdım Yakamozlarla kalırdım Demedin oysa! Bilir misin Kaç çığlık olup yıkıldı yüreğim giderken... Bilir misin Nasıl bir cana hasretti yüreğim, yolumdan döndürecek... Bilir misin Nasıl zor oldu ardıma bakmadan çekip gitmek... "KAL" desen kalacaktım... DEMEDİN OYSA!
|
Tarih: 18:03, 18/8/2006 Kategori: HiKaYe-MaKaLe |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sızısız Ve Issız..(Senai Hoca'dan)
SIZISIZ VE ISSIZ
Sular da sızlar mı? Öyleyse, suyun sızısını dindirecek su var mıdır? Islanmayı özlediği zamanlar yok mudur yağmurun? Yağmuru sevindiren bir yağmur var mı? Taşlar da kalpleşir mi? Kalplerin taşlaşması gibi, taşların da taş olmaktan bıkıp yumuşamaya meylettiği zamanlar yok mudur? Yollar da özler mi? Yolun da alıp başını gidesi gelmez mi? Ateş de yanmayı arzulamaz mı? Ateşi de yakıp kavuran bir ateş olamaz mı? Güneş de bekler mi gündoğumunu? Bir akşam üstü güneş de seyretmeyi dilemez mi günbatımını? Ayrılık bıkmadı mı onca sevgili arasında durup beklemekten? Ayrılık da ayırmaktan usanmaz mı; yok mudur kavuşmak dilediği? Aşk da aşık olamaz mı? Bunca zamandır örselenmekten, anlaşılmamaktan şikayetçi değil midir? Herkesin dilinde olup da, kimseye yâr olmamak aşka da ah ettirmiyor mudur? Şarkıların da sevdiği bir şarkı yok mudur? Onlar da ara sıra durup dinlemek istemez mi acıların ve neşelerin nağmelerini? Toprak da bir gün toprağa uzanmayı arzulamaz mı? Ona da topraktan bir mezar bulunamaz mı?
Gündelik hayatta her şey pürüzsüzce akıyor gibi gelir bize. Taş katıdır. Ateş yakar. Sular serindir. Yol yolcuyu bekler. (…) Böyle bildik, çünkü, böyle bulduk. Şaşırmaya gerek yok. Mecnun olmaya mahal yok. Her şey olduğu yerde kalsın. Yeni sorularla yeni kaygılar doğurmanın lüzumu yok. Aklına de ki, “Otur oturduğun yerde!” Kalbine tembihle ki, “Dur durduğun yerde!”
İnsan olduğundan fazlasıdır her zaman. Evet, evet, öyle… İnsan, her an olabileceğinden daha azıyla vardır. Başka şeyler, sadece kendi söylediğini işiten sağırlar gibidir. Kendi söyler, kendi anlar; yanındakine seslenemez, yanındakini duyamaz. İnsan ise, hem kendi söylediğini duyar, hem başkalarının söylediğini duyar. Kendini anlar, başkalarını da anlar. Başkalarının farkında olduğu gibi, başkalarının farkında olduğunun da farkındadır. Kendi farkındalığının farkındadır. Kendi farkındalığının farkında olduğunun da farkındadır. Gözleri, kulakları, aklı, teni, ruhu, kalbi.. alabildiğine açıktır âleme. İçine ve dışına sonsuz yoğunlukta ışıyan bir ışıldak gibi, hem başkalarının rengini açığa çıkarır, onları görünür eyler; hem onları görünür eylediğini gösterip kendi aydınlığını görünür eyler. Aynanın aynada kendini seyretmesi gibi, hiç tükenmez bir anlayış derinliğine sahiptir insan. Görür, görünür, görünür olduğunu görür, gördüğünü görür…
İnsan böyle iken, sular böyle değildir meselâ. Sular sızılara deva olurken, kendi sızılarından habersiz olabilir. Suların da sızlayıp sızlamadığını dert edinmek insana düşer. Yağmur her şeyi nezaketle ıslatırken, bir yağmurda ıslanmanın hasretine kör kalmış olabilir? Yağmurun da ıslanmaya aç olabileceği bir tek insanın hatırına gelir. Taşlar hep katı dururken, kalplerin katılaşmasından habersiz kalabilir. Taşların da katılıktan usanabileceği ancak insanın aklına düşebilir. Aşk nicelerini ah ettirirken, ah etmemiş olabilir. Aşkın ah edebileceği ihtimali sadece insanın kalbinde yer bulabilir.
Öyleyse, bir kez daha bakmalı değil miyiz kendimize? Şu andaki varlığımız bizi biz etmeye yetiyor mu sence? Olduğumuzdan fazlası olmaya niyetli değil miyiz? Yetiyor muyuz kendimizi kendimiz eylemeye? Ayaklarımız varıyor mu fıtratımızın zirvelerine? Elimiz yetişebilir mi kalbimizin derinliklerine? Ne kadar âşinayız varlığımızın gizli köşelerine? Uzanabiliyor muyuz ruhumuzun labirentlerine? Dokunabiliyor muyuz hatıralarımızın kuytu köşelerine? Koparabiliyor muyuz duygularımızın acı tatlı meyvelerini? Ne kadar sarkabiliyoruz lâtifelerimizin derin kuyularına?
Kimiz biz? Neyiz? Neredeyiz?
Kim bilir; belki de kendimizi kendimizden ayıran bir dağız. Ferhad olup Şirin olan yanımızı arıyoruz. Dağın öbür tarafında bırakıyoruz kendimizi; hep bu yamaçta kalıp kazıyoruz kazıyoruz… Kim bilir, belki de kendi kendimizi kesen bir bıçağız. İsmail olup kendimizi kurban ediyoruz; hep eksiltiyoruz kendimizi, hep kesiyoruz kendimizden. Kim bilir kendimizi kendimize haram eyleyen bir günahız. Züleyha olup Yusuf olan yanımızı kandırıyoruz, Yusuf olan kalbimizi zindana sürüyoruz. Kim.bilir; kendimizi kendimizden ayıran bir çölüz. Mecnun olup Leylâ olan yanımızı yalnız yapayalnız bırakıyoruz. Kim bilir kendi kendimizi ağlatan kocaman bir yarayız. Kerem olup aslımızı arıyoruz; bulamıyoruz.
Suların sızısından habersiz yaşıyoruz. Suların sızılarını bile farkedebilecekken, kendi sızılarımıza körleşiyoruz. Kendimizi de fark etmez hale geliyoruz. Kendimizi kendimizde yitiriyoruz. Kendi ellerimizi kendi ellerimizden çekiyoruz. Göz göze gelemiyoruz kendimizle. Yüzleşemiyoruz. Kendi kendimizi sokağa atıyoruz.
Kendimizi kendimizden sürgün ediyoruz. Kendimize kendimizi çok görüyoruz. Oysa insan olduğundan fazlasıdır her zaman. Ama bilmiyoruz. Ama bilmediğimizi de bilmiyoruz.
Sızısız yaşıyoruz. Issız yaşıyoruz.
SENAİ DEMİRCİ
|
Tarih: 00:33, 18/8/2006 Kategori: HiKaYe-MaKaLe |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|