ßệLKi KãVu$ãMãM SãÑã öLüM Dệ GệLiR...ßuLuTLãRa YãZDıM SệÑi YãĞMuR YüRệKLiM..!
HeR_TeLDeeeeNN - ZerdaLi GüzeLi GözLerinLe Bak Bana - Blogcu



ZerdaLi GüzeLi GözLerinLe Bak Bana

Tanım

Pencereme HoşgeLdiniz!


SIk kuLLanILanLara ekLe Bağlantılarım * Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* Bir Gönül İnsanı Portresi...Gurbet Sahibi..
* www.saidnursi.de
* www.risale-inur.com.tr
* www.risaleara.com
* Gazi Üniversitesi




Kategoriler


Sofrada HatırLa,Düşün Ve Şükret..!

Gerçekten de bizim temel kültürümüzün içinde özel ve güzel bir sofra kültürümüz vardır. Bu kültür unutulmamalı, hatta yemek yiyip su içtiğimiz müddetçe bu kültür hayatımızda yaşamalı, yokmuş gibi bir ihmal ve ilgisizliğe de maruz kalmamalıdır... Böyle bir anlayış içinde baktığımızda görüyoruz ki, insanın yiyecek kadar iştiha duyması, bu iştihasını karşılayacak kadar da sofrasında nimet bulması her şeyden önce Allah’ın büyük bir lütuf ve ikramıdır. Çünkü yiyeceği var, ama iştihası yok. İştihası var, fakat bu defa da yiyeceği yok nice kimseler vardır bu âlemde. Öyle ise inanmış insanlar sofraya her oturuşta bu lütfu hatırlamalı, bu nimeti düşünmelidir. Yani yemek boyunca “zikir, fikir ve şükür” içinde olmalıdır. Sofrada böylesine bir zikir, fikir ve şükür içinde olunabilir mi? Alimlerimiz olunabileceğini şöyle anlatıyorlar. Diyorlar ki:

-Yemeğe “Bismillah” diyerek başlamak zikirdir. Bu iştihayı verip, bu yiyeceği nasip eden Yaratan’ı düşünmek ‘fikir’dir. Yemek sonunda “Elhamdülillah” diyerek kalkmak ise şükürdür.

Sofraya böyle zikirle başlayan, fikirle devam eden, şükürle de kalkan kimse, sofra kültürünü yaşayan ve de yaşatan kimsedir.

Böyle kimseler sofrasında bereket, kalbinde de hep mutluluk ve huzur hissederler...

Alimlerimiz sofra kültürümüzü anlatırken bazı sünnet ölçülerine de dikkat çekiyor ve diyorlar ki:

-Sofraya zikirle oturup, fikirle devam ederken şükürle kalkan kimseye layık olan, midesini aşırı yemekle doldurmamak, tıka basa yememek... İhtiyaçtan fazla yemeye alışmak hem sünnete aykırı hem de sıhhate...

Hem tıp hem de dini ilimlerde ihtisas yapmış bir alime sormuşlar:

-Kur’an-ı Kerim’de insan sağlığı ile ilgili bir ayet buldunuz mu? diye. Şöyle cevap vermiş:

-Kur’an-ı Kerim’de insan sağlığı ile ilgili çok ayet vardır. En başta geleni ise şu ayettir:

-Yiyiniz, içiniz ama çok yiyerek israf etmeyiniz. Allah israf edenleri sevmez!..

Alim şöyle devam etmiş sözlerine:

-Anlaşılıyor ki, helalinden yiyip içmek serbesttir. Ama çok yemek serbest değil, en azından mekruhtur!.. Çünkü çok yemekte israf vardır. Allah ise israf edenleri sevmez!..

Nitekim bu ayeti tefsir eden en eski tıp adamı meşhur İbn-i Sina da şu açıklamayı yapmıştır:

-Yediğinizde israf yapmayın, az yiyin. Yemekten sonra dört-beş saat bekleyin. Üst üste yiyip de mideyi yormayın!.. Şifa hazımdadır.

Aslında yemek konusunda en nihai ölçüyü Efendimiz (sas) Hazretleri vermiştir:

-Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, kalan üçte birini de rahat nefes almaya ayırın!..

İşte size sünnete uygun şekilde sofraya oturma ve sofradan kalkma kültürümüz...

Yani sofraya iştiha ile oturmalı, yine iştiha varken kalkmalı, midede suya, nefes almaya her zaman yer bırakmalıdır.

Sahabeden Semüre bin Cündeb’in oğlu yemekten sonra kusmuştu. Çok yedikten sonra kusmayı hayra alamet saymayan baba Semüre şöyle dedi:

-Şayet bu kusmadan dolayı ölmüş olsaydın, cenaze namazını kılmakta tereddüt ederdim!..

Demek ki, çok yemekten dolayı ölen insanı, namazı kılınamayacak derecede günahkar kimse gibi görüyordu sahabeler.

Hazreti Ömer Efendimiz (ra)’in ikazı da düşündürücüdür. Şöyle diyordu meşhur sözünde:

-Nefsin arzu ettiği her şeyi yemek israftandır. Allah ise israf edenleri sevmez!..

Şunu da ilave ediyordu sözüne:

-Unutmayınız ki yediğiniz helal ise hesabı, haramsa azabı vardır!.. Demek ki insan, iradesine sahip olmalı, aklına gelen her şeyi alıp yeme alışkanlığı gibi bir irade zaafına düşmemeli, hem sıhhatini, hem parasını, hem de sofra kültürünü korumasını bilmelidir!..

Helal kazanç kolay harcanmaz

Helal kazanç kolayca harcanamaz, birtakım gereksiz şeyler ihtiyaç olarak görülüp de müsrifçe para kullanma sorumsuzluğuna yönelinemez. Bilhassa böyle günlerde. Çünkü helal kazanç çok zor elde ediliyor. Asla kolayca ele geçirilemiyor. Elbette zor elde edilen şeyler zor harcanacak, elden çıkarılırken defalarca düşünülüp tartılarak sarf edilecektir.

Bu sebeple, hayatlarını helal rızıkla tamamlamak hedefinde olanlar, haram lokma yemekten, yılandan, akrepten korkar gibi korkanlar, israftan da korkacaklar, ihtiyaç olmayan gereksiz şeyleri ihtiyaç gibi görerek lüzumsuz şeylere para sarf etmekten çekineceklerdir.

Bu çok makul ve meşru bir titizliktir. Cimrilik sanılmamalıdır.

Hatta, yemeklerde bile şöyle bir düşünüp taşınma gereği duyarak, görenek belasıyla alışılan yemek çeşitlerinden de bir ölçüde kaçınacak, sünnet olan, en az çeşitte karar kılmaya gayret göstereceklerdir.

Yemeklerinde hep bol çeşide alışan, bu yüzden kazancından da hep şikâyette bulunan bir obur adama, Geylani Hazretleri şöyle ikazda bulunmuştur:

Sizi çok yemek öldürdü, bizi de az yemek diriltti!

Evet, israflı sofralarda midesini tıka basa dolduran kimsede manevi konulara karşı bir ölü ilgisizlik ve duyarsızlığı başlar. Onun bütün meselesi bitmek bilmeyen israflı ihtiyaçlarıdır. Bunu da helal kazançla temin edemediğinden felsefe değişir, malum şu tekerleme de gelişir:

Ver Allah’ım ver, kulun haram helal demez yer!

Böyle bir sonuç, sünnetten uzaklaşıp israfa dalmakla, ihtiyaç olmayan şeyleri ihtiyaç sanıp bol harcamakla meydana gelir. Bilmem yanılıyor muyum? İsterseniz bir de siz deneyin israfsız iktisatlı hayatı...

 


Tarih: 19:23, 3/9/2007 Kategori: HeR_TeLDeeeeNN
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

Kırık Testi(Senai Demirci'nin Kaleminden.)

Uzun zaman önce, insanlar sadece toprağa değil kalplere de hükmetmesini bilen sultanlarını çok seviyordu. Kendileri de bu hayırlı insan tarafından tanınmak ve sevilmek istiyorlardı. Bu sebeple bazı günler Bağdat’a gidip, sultanın huzuruna çıkıp ona hediyeler veriyorlardı. Zenginlerin ve imkânı olanlar kıymetli hediyeler takdim ettiği bir gün, bir fakir de sultana yaraşır bir hediye arıyordu. Değerli hiçbir şey bulamayınca evindeki bir tarafı kırık testi aklına geldi. Köyün buz gibi suyundan testiyi doldurdu ve yola revan oldu. Az sonra bir adamlı karşılaştı. Adam ne yaptığını, nereye gittiğini sordu. Köylünün cevabı üzerine, adam alaycı bir tavırla, “Bilmiyor musun, sultan suyun kaynağında oturuyor. Hem sizin çeşmenin suyu da zaten onun.” dedi. Fakir adam utandı, kızardı, yutkundu, kelimeler boğazına düğümlendi. Ama yine de adama dönüp “Olsun!” dedi, “Sultana sultanlık, gedaya da gedalık yaraşır. Sultana has hediyem yoksa da, onun suyunu ona takdim etmeye arzulu ve onun sevgisiyle dolu bir gönlüm var!”

Fakir adam, kırık testisiyle Sultan’ın huzuruna çıkar. Sultan onu sultanlığına lâyık bir keremle ağırlar; ikramda bulunur, iltifatlar eder. Adam geriye dönerken de, “Bize ne ile gelirse gelsin onu boş çevirmeyin, testisini altınla doldurun.” der.

Mevlânâ bu öyküyü anlattıktan sonra sözünü şöyle tamam eder: “Değersiz bir sermaye ile gelsek de, teveccüh ettiğimiz kapı Allah’ın kapısıdır.” Siz de elinizde olanın ne olduğuna, dilinizde olanın ne söylediğine bakmayın; yeter ki Sultanlar Sultanının kapısına yönelin. Yeter ki yöneldiğiniz yön sahici olsun, söylediğiniz söz kırık da olsa önemli değil!


Tarih: 15:23, 18/8/2006 Kategori: HeR_TeLDeeeeNN
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Dua Eldeki Kuş Gibidir..

 

 

Küçük bir kasabada yüksekçe bir tepede, çocukların pek sevdiği bilge bir ihtiyar yaşarmış. Küçük kasabanın çocukları bu sevimli ihtiyarı hem severler hem de onu derin bir saygı duyarlarmış. Onların çocukça sorularını, küçücük sorunlarını herkesten çok o ciddiye alıyormuş. Yaşlı bilge çocukların en çok hoşlandığı şeyi yapıyormuş; çocukları büyük bir merakla, derin bir ciddiyetle dinliyormuş. Onun can kulağıyla kendilerini dinlediğini gören çocuklar, bazen kendi bilmecelerini sormak, bazen de yeni bilmeceler öğrenmek için o yüksek tepeyi birkaç adımda çıkarlarmış.

Bir gün iki çocuk, yaşlı adama bilemeyeceği bir soru sormaya karar vermişler. Küçük bir kuş yakalayıp tepeye doğru yürümeye başlamışlar. Yaşlı bilgenin yanına gelince, çocuklardan biri kuşu avuçlayıp arkasına gizlemiş ve sormuş:

“Bil bakalım, elimdeki kuş canlı mı, ölü mü?”

Yaşlı adam gözünü çocukların gözlerinde gezdirmiş bir süre. Uzunca bir sessizlik olmuş… Öyle ki, çocuklar ilk defa yaşlı bilgeyi zorladıklarını düşünmeye başlayıp kurnazca tebessüm etmişler. Sonunda derin bir nefes almış yaşlı bilge ve soruyu soran çocuğa dönmüş:

“Bu sorunun cevabı senin elinde! Avucundaki kuşun canlı olduğunu söylersem, onu sıkıp öldüreceksin. Ölü olduğunu söylersem ellerini açacaksın ve kuş özgürlüğe kavuşacak.”

Sonra çocukların şaşkın bakışları arasında boşta kalan minik elini tutmuş çocuğun. Çocuk mahcubiyetle elindeki kuşu yaşlı bilgenin avuçlarına bırakmış… Yaşlı bilge birkaç kez okşadığı kuşu salıvermiş; ötelere kanat çırpan minik kuşun kanat sesleri daha havada yankılanırken konuşmasını sürdürmüş:

“Ellerinde, hayatın ve ölümün kararını tutuyorsun oğlum. Senin içinde hayata, umuda, coşkuya, özgürlüğe son vermeye yeter bir yıkım tercihi var. Senin içinde, hayattan yana, umuttan yana, özgürlükten yana olmaya yeten, bütün kuş kanatlarını özgürlüğü salan bir güzellik tercihi de var. Hayat ile ölüm arasında, iyilik ile kötülük arasında, onarmak ile yıkmak arasında bir yerdesin şimdi. Avuçlarını sıkıp bir hayatı sessizce sona erdirebileceğin gibi, avuçlarını açıp bir hayatın özgürce kanat çırpmasına da izin verebililirsin. İkisi de senin tercihindir; ikisinden birini yapmakta özgürsün…

Ancak kuşun yaşayıp yaşamayacağını benim cevabımın belirlemesine izin verirsen, iyi ile kötü tercih yapma bilgeliğini kazanmaktan vazgeçmiş olursun. Hem kötüyü tercih etme sorumsuzluğuna düşüp, iyiliği seçme sorumluluğunu üzerinden atmış olursun, hem de iyilik yönündeki tercihin sahici olmaktan çıkar. Her iki durumda da sadece kuşu sıkıp öldürmek gibi, kendi sorumluluğunu ve kişiliğini kazanma fırsatını kaçırmış olursun.

 

 SENAİ DEMİRCİ


Tarih: 14:51, 18/8/2006 Kategori: HeR_TeLDeeeeNN
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->

..... Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
<%LinkTitle%>

Business Logo design
eLiFNuRuNPeNCeReSi