Tanım
Pencereme HoşgeLdiniz!
SIk kuLLanILanLara ekLe
Bağlantılarım
*
*
*
*
* * * * *
Kategoriler
|
Efendimiz(S.A.V.)in Secde Edişi..
Rükûdan kalktıktan sonra ellerini kaldırmadan tekbir alır, secdeye giderdi. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) secdeye giderken önce dizlerini sonra ellerini daha sonrada alnını ve burnunu yere koyardı. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) Alnı ve burnu üzere secde ederdi sarığının kıvrımına secde etmezdi. Allah Resülu (Aleyhisselatü Vesselam) çoğunlukla yere (toprağa) secde ederdi. Suya, çamura, hurma yaprağından örülmüş küçük örtüye, yine hurma yaprağından örülmüş hasır ve tabaklanmış post üzerine secde ederdi. Secde ettiğinde alnını ve burnunu iyice yerleştirir, ellerini yanlarından okadar dışarı çıkarır, uzaklaştırırdı ki koltuklarının aklığı gözükür, hatta bir kuzu altından geçmek istese geçebilirdi.
Ellerini omuzları ve kulakları hizasında kordu. Müslim Sahih'inde Berâ'dan naklen Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) iöyle buyurduğu rivayet eder; "SEcde ettiğinde avuç içlerini yere koy, dirseklerini yukarı kaldır." Secdede bütün uzuvları düzgün durur, ayak parmaklarının uçları kıbleye yönelirdi.
Avuçlarını ve parmaklarını yere yayar parmak aralarını ne ayırır ne de sıkardı.
Secde esnasında şu dualardan birini okurdu;
1- " Subhane Rabbiye-l Âlâ.- En yüce Rabbimi tenzih ederim." Bu duayı okumayı emretmiştir.
2- " Subhaneke-llahumme Rabbena ve biHamdike-llahumme-ğfirli.- Rabbimiz olan Allah'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Allah'ım beni bağışla."
3- " Subbuhun Kuddusun Rabbul-melaiketi ve-rRuh.- O Allah her türlü noksanlıktan münezzeh Sübbûh, Kuddûs isimlerinin sahibi, meleklerin ve Ruh'un sahibidir."
4- " Subhaneke-llahumme ve bihamdike, La ilahe illa ente.- Allah'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Senden başka Tanrı yoktur."
5- " Allahumme inni biridake min sehadike, ve bi muâfatike min ukubetike, ve euzübike minke La uhsıye senaen âleyke, Ente kema esneyte âla nefsike.- Allah'ım Gazabından hoşnutluğuna azabından affına sığınırım, Senden yine sana sığınırım. Sana övgüler sıralayamam Sen kendini övdüğün gibisin."
6- " Allahumme leke secedtü, ve bike amentu, veleke eslemtu, secede vechi lillezi Hâlakehu ve savvarahu, ve şekke semêhu ve besarahu, tebareke-llahu ehsenu-l Halikine.- Allah'ım Sana secde ettim, Sana inandım, Sana teslim oldum. Yüzüm secde etti, kendisini yaratan, şekillendiren, göz-kulak veren Allah'a, En güzel yaratıcı olan Allah'ın şanı ne yücedir."
7- " Allahümme-ğ firli zenbi kullehu, dikkahu vecilleh, ve uvvelehu ve Ahiretu, ve âlenitehu ve sirrehu.- Allah'ım Bütün günahlarımı ufağını büyüğünü ilkini sonunu açığını gizlisini bağışla."
|
Tarih: 01:29, 18/8/2006 Kategori: EfendiLerin_Efendisine |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sonsuz Nur'u SeLamLıyoruz........
|
|
|
Cismaniyatın zindanından çıkıp ruhun ve kalbin sonsuza müteveccih derece-i hayatına çıkabilmek adına Peygamber’den (sas) yardım dilemenin adıdır salavat.
Salat ü selam’ın tekrarı ile Şefat-i Kübra’ya yönelmek, rahmet kapısından ayrılmamak ve gafil olmamaktır. Mükafatı da o kapının ardına kadar açılması, şefaat dairesinin genişlemesi ve insanın ebediyen mutlu, emin, mutmain olacağı sonsuzluk ülkesine davet edilmesidir.
Ubey b. Ka’b radıyallahu anh der ki:
“Ey Allah’ın Resülü dedim, ben sana çok salât oku(mak isti)yorum. (Duamda) ne miktarını sana salât ü selama ayırayım?”
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Dilediğin kadar!” buyurdular.
“Dörtte bir (yeter mi)?” dedim.
“Dilediğin kadar!” buyurdular, “Eğer artırırsan, bu senin için daha hayırlı!”
“Yarı(ya ne dersiniz)?” dedim.
“Dilediğin kadar!” buyurdular, “Eğer artırırsan, bu senin için daha hayırlı!”
“Üçte iki(ye ne dersiniz?)” dedim.
“Dilediğin kadar!” buyurdular, “Eğer artırırsan, bu senin için daha hayırlı!”
“(Kendim için dua ettiğim vaktin) tamamını size salât ü selam okumaya ayırayım mı?” dedim.
“Bu takdirde, (dünyevî ve uhrevî) dileğin kabul edilir, günahın affedilir!” buyurdular.”
Demek ki ne kadar çok olursa o kadar hayırlıdır, deniyor. Bediüzzaman Hazretleri’nin de namaz tesbihatında “Elfü elfi salatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resûlallah!” söylerken gizli sırların açıldığını ve “Zat-ı Ahmediyeye (aleyhi salâtü vesselam) gelen rahmet, umum ümmetin ebedi zamandaki ihtiyaçlarına baktığı için sonsuz salât yerindedir.” diyor. Hakk’ın özel davetlisi ve Sidretü’l - Müntehâ’nın misafiri, getirdiği nur ve hediyesine şükürle mukabele etmek nev’inden “Binler salavat sana insin. Yani senin bu iyiliğine karşı biz mukabele edemiyoruz. Belki Hâlik’ımızın hazine-i rahmetinden gelen ve semavat ehlinin adedince rahmetler sana gelmesini niyaz ile şükranımızı açığa çıkarıyoruz.” diyerek salavatın yerini doldurabilecek herhangi bir şey olmadığını “Sonsuz Nur’u Selamlamanın” sonsuz olduğunu söyler.
Her zaman gözlerimize görünmesen de gönül tepelerimizde nazlı nazlı oturan sensin.
On dört asırdır/ Senin gölgen yeryüzüne düştüğü andan itibaren (sallallahu aleyhi ve sellem) ismin âlemin her bucağında dalgalanmakta, sevgin gönüllerde her geçen gün büyümekte ve dünyanın hal-i hazır vaziyeti, Senin cihan tarafından İnsanlığın İftihar Tablosu olarak selamlanacağını müjdelemektedir. Rabbimiz (cc) O’nun için; “Ey Resûlüm! Biz seni bütün âlemlere bir rahmet vesilesi olarak gönderdik.” buyuruyor. Rahmet müjdesi olan salavatımız, bize O’na yakınlaştırsın...
* “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler Siz de ona salât edin ve samimiyetle selam verin. (Ahzab Sûresi, 56) |
|
Tarih: 18:25, 17/8/2006 Kategori: EfendiLerin_Efendisine |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
O(S.A.V.), âlemlere rahmet; âlemler ona hasret..!
 |
Rabb’imiz her gün tebessüm eden güneşi semamıza perçinlemekle bize, rahmâniyetinin bir cilvesini göstermektedir. O güneş ki, ısınacak şeyler için bir soba, pişecek şeyler için bir ocak ve rengarenk güzelliklerin çehresinde âdeta bir fırça vazifesi görmektedir. Aynen öyle de, Cenab-ı Hak, âlemlere olan rahmetinin bir göstergesi olarak bize Efendimiz’i lütfetmiştir. Kur’an-ı Kerim’de, “Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 27/107) ifadeleriyle anlatılan Allah Rasulü, insanlar içinde Cenâb-ı Hakk’ın rahmâniyet ve rahîmiyetinin temsilcisidir. O gelmeseydi ve diğer peygamberlerin davasını yenilemeseydi belki de bizim Rabb’imizin rahmetine mazhariyetimiz hiç mi hiç söz konusu olmayacaktı. Cehaletin, küfrün ve dalâletin vahşi çöllerinde, hep kimsesiz, şaşkın ve hayret içinde kalacaktık.
Allah, O’nu bütün âlemlere rahmet olarak göndermiştir. O, pırıl pırıl Hakk rahmetini aksettirmektedir. Sanki O, çöl ortasında bir su kaynağı, bir kevser havuzudur da, kabını eline alıp gelen herkes o havuzun başına varmış, hem kabını doldurmuş, hem de ondan kana kana içmiştir. İşte O, rahmet yönüyle böyle herkese açık bir kevser kaynağı gibidir. İsteyen her fert O’ndan istifade edebilir.
Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in âlemlere rahmet olarak gönderilmesi, bütün varlığı alâkadar eden bir husustur. İnananlar bu sayede dünyevî ve uhrevî hayatlarını tanzim eder ve ebedî huzuru kazanırlar. O’nun sayesinde insanlık sahipsiz ve yetim olmaktan kurtulmuş ve yine O’nun sayesindedir ki insanlık, yokluk çukuruna yuvarlanmaktan kurtulmuştur. Ölüm, ahirete ve cennet saraylarına giden bir koridor haline gelmiş ve aydınlanmış; bu itibarla imanın kuvveti nispetinde herkes, değil ölümden korkmak ve kabirden geriye durmak, ahireti iştiyakla arzular hale gelmiştir. Çünkü ahiret O’nun yanında bütün dostların toplandığı bir yerdir.
Medyundur O’na bütün beşeriyet
Yine O’nun neşrettiği nur sayesinde ihtiyarlık, başarılı bir hayatın finali haline gelmiş; hastalıklar, musibetler, insanı manevi kirlerden arındıran birer kurna haline gelmiş; hiç olmazsa öyle algılanmaya başlamış ve kâinat, bir belirsizlikler arenası olmaktan çıkmıştır. O rahmet ve ümit insanının neşrettiği hakikat ve nur sayesinde dağlar, taşlar adeta bize birer dost haline gelmiş ve O’nun mesajının ulaştığı yerlerde küfür ve nifakla kararmış ve zift gibi görünen bütün eşya birdenbire aydınlanıvermiştir. Evet, adeta her şeyin mahiyeti değişmiş, baş aşağı gidenler, ayaklarının üzerinde yürür hale gelmiş; dağlar birer canavar görünümünde olmaktan çıkmış, vahşi hayvanlar ise emrimize âmâde birer görevli memur haline gelmişlerdir.
Daha önemlisi de bizler O’nun sayesinde küfrün ve dalaletin korkunç girdabından kurtulup imanı elde etmişizdir. Bununla birlikte Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla O’nun neşretmiş olduğu nur sayesinde mükemmel insan olma yoluna girmişizdir. O’na yönelen ve gereken gayreti gösteren herkes, kâmil bir insan olabilir. İşte bu yönüyle Efendimiz, bizim için rahmettir. Kendisine verilen kabiliyetlerini yerinde kullanıp o Rahmet Çeşmesi’ne uğrayanlar, o sayede hem dünyalarını hem de ahiretlerini mamur etmiş, küfür ve dalaletin verdiği susuzluklarını giderip imansızlığın o korkunç girdabından kurtulabilmişlerdir. Bunların hepsi, Efendimiz’in bizim aramızda rahmet halinde temessül etmesi sayesinde olmuştur.
Bizi şefaatinden mahrum eyleme!
Bizler de, “Vemâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn - “Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” derken, Rabb’imizin âlemlere rahmet olarak gönderdiği O Zât’ın bizim için ne büyük bir rahmet olduğunu görmeye çalışmalıyız. Hatta zerreden kürreye bütün mahlukatın, O’nun neşrettiği nur sayesinde aydınlığa kavuştuğunu, onların hal diliyle O’na minnet ve şükranda bulunduklarını düşünmeliyiz. Böylece, Efendimiz’in bütün kâinatta nasıl büyük bir hamde vesile olduğunu anlamalı ve şöyle demeliyiz: “Ya Rasulallah! Sen, bütün âlemlere, insanlara, cinlere, dağlara, taşlara, bildiğimiz bilmediğimiz, canlı cansız, şuurlu şuursuz, bütün âlemlere rahmetsin. Sana layık bir ümmet olamadık; ama kalbimiz Senin sevginle dolu. Bizleri şefaatinden mahrum eyleme!” Namazlarımızda her tahiyyat okuyuşumuzda ve her “Muhammedun Rasulullah” deyişimizde, iliklerimize kadar bu manayı duymalı ve O’na bağlılığımızı ilan etmeliyiz.
O, bütün canlılar için bir rahmettir
Efendimiz’in bir peygamber olarak gönderilmesi bütün canlılar için de bir rahmettir. Çünkü O, her canlının korunmasına dair prensipler getirmiştir. Bundan dolayı mahlukatın kendi türünü temsilen O’na derin bir hürmet ve saygısı vardır. Bunu ifade için Allah Rasulü şöyle buyurur: “Bana peygamberlik geldikten sonra uğradığım her taş ve ağaç “Selam sana Ya Muhammed” diye selam veriyorlardı.” (Tirmizî, Menâkıb 6; Dârîmî, Mukaddime 4)
Sahabi bize, bir devenin Allah Rasulü’yle konuştuğunu anlatır. Deve gelip Efendimiz’in önünde saygısını göstermiştir. O’na kendi türü namına hoş geldin demiş ve lisan-ı haliyle “Ya Rasulallah, senin gelmenle develerin bir manasının olduğu anlaşıldı. Ben kıymet kazandım. İnsanlar beni İlâhi bir kitap olarak rahatlıkla okuyor ve Yaratıcı’ya giden yollar bulabiliyorlar” demiştir. Aynı şeyi ağaç, “Ben ne zamandır insanlara meyve veriyordum; ama alıp yemelerine rağmen nereden geldiğimi, nasıl olduğumu bilemiyorlardı. Sen geldin ve benim Allah’ın bir nimeti olarak geldiğimi ilan ettin. Ben mânâmı seninle buldum” şeklinde düşünüyordu.
Hâsılı, O’nun neşrettiği nur sayesinde, bütün canlıların ne ifade ettiği aydınlığa kavuşmuş, adeta hayvan, hayvan olmaktan kurtulmuş, İlahî sanat olma seviyesine yükselerek farklı bir kıymet almıştır.
|
Tarih: 19:51, 10/8/2006 Kategori: EfendiLerin_Efendisine |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|